1. Disiplin Amiri Kimdir? Bir Kayseri Hikayesi
Kayseri’nin sabah saatleri, sıcak bir kahve içmenin verdiği huzurla uyanıyor. Havanın o kadar net, o kadar keskin bir havası var ki, her şeyin daha parlak olduğu hissi uyanıyor içimde. Dün gece yazdığım günlük, her zamanki gibi duygusal bir kaos içindeydi. Ama o sabah, kahvemi yudumlarken içimden bir şey yükseldi: “1. disiplin amiri kimdir?”
Bunu düşünüyorum, fakat cevaplar karışık. Hatta biraz da kayıp. Kayseri’nin dar, taş sokaklarında gezinirken, o an 1. disiplin amiri kimdir sorusunun gerçek hayatımdaki karşılığını bulmam gerektiğini fark ediyorum.
—
Bir Rüya ve Bir Telefon Çağrısı
Hikayenin başlangıcı aslında oldukça sıradan. Bir pazartesi sabahı, çalışma saatim gelmeden önce bir telefon aldım. Tanımadığım bir numara, “Merhaba, ben Mustafa. İkinci kademe disiplin amirliğinden arıyorum, sizinle görüşmemiz gerekiyor.”
Bir an boş bir sesin içinde kalakaldım. Ne alaka şimdi? Disiplin amiri? Daha önce duymadığım bir kavram ve ben birdenbire bir yerlerden eksikmişim gibi hissediyorum. Kayseri’nin kalabalık caddelerinde, bir tür kaybolmuşluk duygusu sardı. Sanki bir şeyler vardı ama bana ait değildi. Yine de kaybolduğum yerden kalkıp, görüşmeye gitmem gerektiğini biliyorum.
Hızlıca giyinip, dışarı çıktım. Sanki bir şeyleri kavrayamadan, bir şeyleri doğru yapamayacakmışım gibi hissediyorum. Aniden her şey anlamsız. Disiplin amiri kimdir? İkincil bir pozisyon, bir konum, bir karar alıcısı mı? Bir güç mü?
—
İlk Görüşme ve Hayal Kırıklığı
Birkaç dakika sonra, ofisin kapısından içeri adımımı attım. Odaya girdiğimde, o an içinde hissettiğim hayal kırıklığının büyüklüğünü tam olarak anlatamam. Bir adam, klasik takım elbisesiyle masanın başında duruyor. Kim olduğunu bilmiyorum ama hissettiğim şey sadece bu: Hayal kırıklığı.
“Hoş geldiniz, oturun.” diye sesleniyor bana, sanki her şey normalmiş gibi. O anda, kendimi gerçekten hazırlıksız hissediyorum. Karşımdaki adamın, benden çok daha güçlü bir konumda olduğunu düşündüm. Çünkü bir “disiplin amiri” olmak, insanın hayatına yerleşmiş bir kavram gibi. Hayatın içine girmeyen biri, o pozisyonda olamaz gibi geliyor.
Ama o an, tam olarak ne hissettiğimi anlatmak zor. Çünkü bir anda kafamda milyonlarca soru beliriyor.
Ben: “Peki, disiplin amiri gerçekten kimdir?”
Beni dinlerken, gözlerinde kısa bir tereddüt var. Ama anlıyorum ki, sorum hiç de o kadar sıradan değil. O an, yaşamımda hiç beklemediğim bir şekilde, soruların gerçek bir cevabı olamayacağını hissediyorum. Disiplin amiri aslında, her şeyin düzenini sağlamakla yükümlü olan bir kişiymiş gibi. Ama ben, onun içinde, bir parça hüzün ve kırılganlık da hissediyorum.
—
Geçmişe Yolculuk
Günler geçtikçe, her şeyin bana zorlayıcı bir şekilde yaklaştığını fark ediyorum. Toplantılara, iş yerindeki yazışmalara, o disiplin amirliğine, hepsine… Bir sabah, Kayseri’nin soğuk havasında yürürken, bir düşünce aklıma geldi. Her insanın yaşamında “disiplin amiri” diye bir figür olabilir. Kendi hayatımda da var mıydı? Toplumun, ailemizin, arkadaşlarımızın bize dayattığı kurallar da bir tür disiplin değil miydi?
Bir akşam, eski bir arkadaşımın mesajını gördüm: “Hayatındaki disiplin amiri kim?” O anda gözlerimden bir ışık parladı. Belki de, işin özü, kendimize koyduğumuz sınırlar, başkalarının beklentileriyle şekillenen kurallar değil miydi?
—
Biraz Umut, Biraz Korku
Zaman geçtikçe, 1. disiplin amiri olmak, bana daha fazla anlam ifade etmeye başladı. O kadar büyük bir yük vardı ki, sorumlulukların, beklenenlerin, başarıların ve başarısızlıkların arasında kaybolmuş bir haldeydim. Herkesin bir disiplin amiri olduğunu düşündüm. Kimi zaman hayatta yol gösteren kişi, kimi zaman sadece içindeki soruları şekillendiren bir figür.
Bir sabah, Kayseri’nin sabah sokaklarında yürürken, aniden karşılaştım. Ama bu sefer karşımda, disiplin amiri olarak görünen kişi, sadece bir yol arkadaşıydı. O an, hayatımın anlamını bir adım daha derinleştiren bir düşünce belirdi: Hayatın disiplin amiri bizleriz.
—
Sonuç: Bir Figürden Daha Fazlası
“1. disiplin amiri kimdir?” sorusunun cevabı aslında çok daha derin. Kimi zaman bu soruyu sorarken, sadece kurallar ve görevlerle değil, insanın içindeki “öz disiplin”le de yüzleşmek gerekir. Kendi hayatının lideri olabilmek, o disiplinin içinde kaybolmadan, bu düzeni bozmadan hayatta ilerleyebilmek, bir bakıma herkesin taşıdığı bir sorumluluktur. Bu düşünceler, bana çok şeyi öğretti.
Her insanın, kendi dünyasında bir disiplin amiri olması gerektiğini artık anlıyorum. Kendini kontrol edebilmek, düzeni sağlamak ve hem içsel hem de dışsal anlamda doğru kararlar almak, belki de hayatın ta kendisi.