Denizfoto sayfasına hoş geldiniz! “Her şeyi kabullenmek ne demek” hakkında hazırladığımız bu özel içeriğin tadını çıkarın.
Kayseri’nin Sessiz Bir Akşamında Başlayan Her Şey
Kayseri’de kış akşamları her zaman biraz ağır gelir insana. Sanki hava sadece soğuk değil de, düşünceleri de üşütür. O gün de öyle bir gündü. Erciyes’in karı uzaktan bile göz kırpıyordu ama benim içimdeki manzara çok daha dağınıktı.
25 yaşındayım. Günlük tutmayı neredeyse nefes almak gibi yapıyorum artık. Çünkü konuşamadığım her şey defterde biraz daha hafifliyor. O akşam defterimin ilk sayfasına şunu yazmıştım: “Bugün içimde bir şeyler aynı anda hem bitti hem de başlamadı.”
O cümleyi yazarken neyi kastettiğimi biliyordum. Ama kabullenmek istemiyordum.
Bir Günün İçinde Dağılan Hayaller
O gün sabah erken kalkmıştım. Bir iş görüşmesi için şehir merkezine gitmem gerekiyordu. Uzun zamandır beklediğim bir fırsattı. İçimde garip bir heyecan vardı; sanki bu sefer olacakmış gibi hissediyordum. Hatta yolda yürürken kendimi geleceğe dair küçük hayaller kurarken yakaladım.
“Eğer bu iş olursa…” diye başlayan cümleler kuruyordum içimden. Küçük ama umutlu cümleler.
Görüşme kısa sürdü. Beklediğim gibi gitmedi. İnsan bazen reddedildiğini hemen anlar ya, o anlardan biriydi. Cümleler çok kibar kurulmuştu ama anlamı netti: olmamıştı.
Binadan çıktığımda Kayseri’nin soğuğu yüzüme vurdu. Ama asıl soğuk içimdeydi. Hayal kırıklığını tarif etmek zor ama şunu net hatırlıyorum: sanki içimde kurduğum küçük bir oda yıkılmıştı.
Telefonumu elime aldım, kimseye yazmadım. Çünkü o an anlatacak kelime bulamadım. Sadece yürüdüm.
Yürürken Düşündüğüm Tek Şey
Her şeyi kabullenmek ne demek?
Bu soru zihnime o an düştü. Ama cevap vermek istemedim. Çünkü kabullenmek, o anda bana “pes etmek” gibi geliyordu. Ben pes etmek istemiyordum. Sadece biraz daha güçlü olursam her şey düzelebilir sanıyordum.
Ama içimde başka bir şey daha vardı. Sessizce büyüyen bir yorgunluk.
Hastane Koridorlarında Zamanın Ağırlaşması
Aynı günün akşamı annemi hastaneye götürmemiz gerekti. Küçük bir rahatsızlık gibi başlamıştı ama kontrol için gitmek gerekiyordu. Kayseri Devlet Hastanesi’nin koridorları her zamanki gibi kalabalıktı ama o kalabalığın içinde herkes kendi yalnızlığını taşıyordu.
Bekleme salonunda otururken etrafı izledim. Herkes bir şey bekliyordu. Sonuç, haber, umut ya da kötü bir gerçeğin ertelenmesini…
Annem yanımdaydı. Elini tutuyordum ama o fark etmeden sıkıyordum biraz. İçimde garip bir korku vardı. İş görüşmesinden kalan hayal kırıklığıyla karışmış bir korku.
Doktorun söyledikleri net değildi. “Takip edelim” dedi. “Bir şey yok gibi ama…” diye başlayan cümleler.
O “ama” insanın içine düşen küçük bir taş gibi. Büyüyor, büyüyor ve her şeyi ağırlaştırıyor.
Koridorda Gelen Sessizlik
Hastaneden çıktığımızda hava daha da soğumuştu. Annem yorulmuştu, ben ise içten içe tükenmiş gibiydim. O an fark ettim ki gün içinde iki farklı yerde iki farklı hayal kırıklığı yaşamıştım.
İş görüşmesi ve hastane… İkisi de hayatın farklı yüzleri ama aynı ağırlık.
Ev yolunda arabada hiç konuşmadık. Sessizlik bile konuşuyordu aslında. Annemin nefes alışını dinlerken içimden sadece tek bir cümle geçiyordu: “Her şeyi kabullenmek ne demek?”
Ama bu kez soru daha derindi. Sadece olayları değil, hayatın kendisini sorguluyordum.
Defterimin Sessiz Tanıklığı
O gece eve döndüğümde defterimi açtım. Ellerim biraz titriyordu. Yazmak bazen insanın içini boşaltır derler ya, o gece ben sadece boşalmak değil, anlamak istiyordum.
“Bugün iki kez kırıldım,” diye başladım yazmaya. “Birinde hayallerim, diğerinde korkularım.”
Sonra durdum. Uzun süre hiçbir şey yazamadım.
Çünkü fark ettim ki mesele kırılmak değildi. Mesele, kırıldığım şeyleri nasıl taşıyacağımdı.
Kendimle Yüzleştiğim An
Deftere şunu yazdım:
“Her şeyi kabullenmek ne demek? Her şey kötüye giderken susmak mı? Yoksa kötü olan şeylerin varlığını inkâr etmemek mi?”
Bu soruyu yazarken içimde bir şey değişti. İlk defa kabullenmeyi bir yenilgi gibi değil, bir farkındalık gibi düşünmeye başladım.
Ama yine de içim rahat değildi. Çünkü kabullenmek, benim için hâlâ zor bir kelimeydi.
Gece Yürüyüşü ve Şehrin Gerçek Yüzü
O gece dışarı çıktım. Kayseri sokakları sessizdi. İnsanlar evlerindeydi, ışıklar yanıyordu. Her evin içinde başka bir hikâye olduğunu düşündüm.
Yürürken kafamın içi kalabalıktı ama sokaklar sakindi. Sanki şehir benim düşüncelerimi yavaşlatıyordu.
Bir bankta oturdum. Ellerimi cebime soktum. Soğuk yüzümdeydi ama içimdeki soğuk daha ağırdı.
O an şunu fark ettim: Ben sürekli bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorum. İşimi, geleceğimi, ilişkilerimi, hatta annemin sağlığını bile zihnimde kontrol etmeye çalışıyorum.
Ama hayat kontrol edilebilecek bir şey değildi.
İlk Gerçek Kabulleniş
O bankta otururken içimde bir cümle netleşti:
“Her şeyi kabullenmek, her şeyi değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmek değil. Değişmeyen şeylerin varlığını kabul edebilmek.”
Bu cümle önce acıttı. Çünkü kontrolü bırakmak kolay bir şey değil. İnsan kontrolü bırakınca sanki boşluğa düşecekmiş gibi hissediyor.
Ama sonra bir hafiflik geldi. İlk defa içimde savaş yoktu. Sadece gerçek vardı.
Aile Sofrasında Söylenmeyenler
Ertesi gün aile yemeğinde herkes konuşuyordu. Kayseri’de aile sofraları hep biraz kalabalık olur ama bazı duygular hep eksik kalır.
İş konusu tekrar açıldı. “Başka yerlere de başvur” dediler. “Olur yakında” dediler. Herkes iyi niyetliydi ama kimse benim içimdeki yorgunluğu bilmiyordu.
Annemin hastalığıyla ilgili kimse fazla konuşmadı. Konuşulmayan şeyler daha ağırdır bazen.
Ben sadece dinledim.
Ve o an fark ettim ki kabullenmek bazen susmak değil, anlamaya çalışmakmış.
İçimdeki Direnişin Yavaş Yavaş Çözülmesi
Yıllardır her şeyi düzeltmeye çalışan bir tarafım vardı. İnsanları, olayları, sonuçları…
Ama artık şunu görüyordum: Her şey düzeltilemiyor.
Ve bu, dünyanın sonu değildi.
Küçük Bir Değişimin Başlangıcı
Günler geçtikçe içimdeki sertlik biraz azaldı. Annemin durumu kontrol altındaydı. İş için yeni başvurular yapmaya başladım. Ama artık aynı baskıyla değil.
Bir sabah kahvaltıda annem bana baktı ve “Daha sakinsin son günlerde” dedi.
O an fark ettim. Gerçekten değişiyordum.
Ama bu değişim dışarıda değil, içimdeydi.
Her Şeyi Kabullenmek Ne Demek? Son Bir Bakış
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o günleri tamamen anlamış değilim. Belki de insan bazı şeyleri tamamen anlamak zorunda değildir.
Ama şunu biliyorum:
Her şeyi kabullenmek, hayatın sana verdiklerine boyun eğmek değil. Onları inkâr etmeden, onlarla birlikte yürüyebilmektir.
Kırılmalar, hayal kırıklıkları, korkular… Hepsi hayatın bir parçası.
Ve ben artık onlardan kaçmıyorum.
Kayseri’nin soğuk akşamlarında yürürken içimde hâlâ sorular var. Ama artık o sorular beni boğmuyor. Sadece yanımda yürüyorlar.