Evlilikte Edinilen Mala Ortak Olma Ne Zaman? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Bakış
İstanbul, 2023 – Bir kafede kahvemi yudumlarken, etrafımdaki dünya bana sessizce konuşuyor. Sokaktan geçen her insan, toplumsal normlar, adalet ve eşitlik üzerine yeni sorular doğuruyor.
—
Evlilikte Edinilen Mala Ortak Olma Ne Zaman? Toplumsal Cinsiyet ve Adalet
Evlilik, pek çok kültürde, iki bireyin yaşamlarını birleştirdiği kutsal bir bağ olarak kabul edilir. Ancak, evlilikte edinilen mala ortak olma meselesi, tarihsel olarak sadece evliliği şekillendiren bir sözleşme değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinin ve güç dinamiklerinin bir yansımasıdır. Evlilikte edinilen mala ortak olma ne zaman sorusu, sadece hukuki bir mesele değil; cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi toplumsal meselelerin de merkezine yerleşiyor.
Benim gibi, İstanbul’da yaşayan ve sokakta, işyerinde, toplu taşımada gözlemler yapmayı alışkanlık haline getiren birinin gözünden, bu mesele çok daha derinleşiyor. Çünkü bu konu, herkesin hayatını farklı biçimlerde etkileyen bir dizi toplumsal normun bir araya geldiği bir alan. Peki, gerçekten evlilikte edinilen mala ortak olma hakkı ne zaman tam anlamıyla eşit ve adil olacak? Bu soruya yanıt verirken, kadınların, LGBT+ bireylerinin ve farklı sosyo-ekonomik kesimlerin nasıl etkilendiğini gözlemleyerek, adalet ve eşitlik anlayışımıza ışık tutmaya çalışacağım.
—
Evlilikte Edinilen Mala Ortak Olma: Hukuki Bir Temel
Öncelikle hukuki açıdan, evlilikle edinilen mal rejimi, Türk Medeni Kanunu’na göre iki ana kategoriye ayrılır: mal ayrılığı ve paylaşmalı mal rejimi. Türkiye’de çoğu çift, evlendiklerinde, edinilen malların paylaştırılacağı bir düzenleme seçmiyor. Yani yasal olarak, mal ayrılığına girmediğiniz sürece, evlilik sırasında elde edilen tüm mallar ortak kabul ediliyor. Ancak, hukuki süreçlerin ne kadar adil olduğu, toplumsal cinsiyet rollerine ve bireylerin toplumsal statüsüne nasıl etki ettiğine göre değişir.
Kadınların, özellikle tarihsel olarak, toplumsal hayatta daha az söz hakkına sahip olduğu bir dünyada, evlilikte edinilen mala ortak olma konusu, doğrudan eşitsizlikle ilişkilidir. Örneğin, bir kadının evliliği boyunca ev işlerine, çocuk bakımına yaptığı katkı, genellikle “görünmeyen” ve “değerlenmeyen” bir iş gücü olarak kabul edilmiştir. Halbuki erkeklerin daha çok kamusal alanda, maddi gelir sağlayan işlerde çalışması, bu “görünür” katkıyı evlilikte edinilen mallarla doğrudan ilişkilendirir. Evlilikte edinilen mala ortak olma, toplumda geleneksel cinsiyet rollerinin zaman içinde nasıl bir değişim geçirdiğine ve hâlâ ne kadar eşitsizlik barındırdığına dair güçlü bir göstergedir.
—
Kadınlar ve Evlilikte Edinilen Mal Hakkı: Tarihin Yükü
İstanbul’da sokakta yürürken, özellikle evli kadınların genellikle alışveriş yaptığı ya da çocuklarıyla birlikte dışarıda oldukları görülür. Bu sahnede, aklıma hemen şu soru gelir: Bir kadının, evliliği boyunca yaptığı işin, ev işlerine, çocuk bakmaya, aileyi geçindirmeye yönelik katkılarının karşılığında, gerçekten de hak ettiği değeri görüp görmediği?
Bir kadının evde yaptığı işin, bazen tamamen görünmez kılındığı bir sistemde, kadının evlilik sırasında edinilen mallarda payı ne kadar olacak? Çoğu zaman, kadının maddi olarak bağımsızlık kazanabilmesi, kocanın mal varlığına bağlıdır. Bu durum, evliliklerin sadece hukuki değil, sosyal ve ekonomik bağlamda da sıkı bir şekilde birbirine bağlı olmasına yol açar.
Örneğin, bir arkadaşımın evliliğinde, kadın çalışmak istese de, iş gücü piyasasında hâlâ birçok engelle karşılaşıyor. Toplumsal cinsiyet normları, kadınları genellikle “ev içi roller”le sınırlandırırken, erkekler iş gücü piyasasında daha kolay yer bulabiliyor. Dolayısıyla, kadının evlilikle edinilen mala ortak olma hakkı, hala güçlü bir şekilde toplumsal eşitsizlikle şekilleniyor.
—
LGBT+ Bireyler ve Evlilikte Edinilen Mal: Eşitlik Arayışı
Evlilikte edinilen mala ortak olma meselesi, LGBT+ bireyleri açısından çok daha karmaşık bir hale geliyor. İstanbul’daki kafelerde ya da parklarda, LGBT+ çiftlerin bir arada olmasına tanık olduğumda, bazen içimden geçirdiğim bir soru şu oluyor: Ya bu kişiler, evlilikten veya birlikte yaşama hakkından yararlanmak istediklerinde, bu hakları nasıl korunacak? Türkiye’deki mevcut hukuk sistemi, LGBT+ bireyler için evlilik hakkını tanımadığı için, “edinilen mala ortak olma” meselesi de daha belirsiz bir hale geliyor.
Evlilik, heteroseksüel çiftler için toplumsal kabul gören ve hukuki olarak tanınan bir kurumken, LGBT+ bireyler için bu hakka erişim hala engelleniyor. Oysa LGBT+ çiftler, evlilikte edinilen mallara ortak olma hakkını, tıpkı heteroseksüel çiftler gibi, eşit bir şekilde kullanmalıdır. Bu noktada, sosyal adalet açısından LGBT+ haklarının tanınması, evliliklerde eşitliği sağlamak adına önemli bir adımdır. Sosyal eşitsizliklerin ortadan kaldırılabilmesi için, toplumun sadece cinsiyet değil, farklı kimlikler arasındaki eşitliği de kabul etmesi gerekiyor.
—
Toplumun Geri Kalanı: Sosyo-Ekonomik Eşitsizlik ve Evlilik
Evlilikte edinilen mala ortak olma hakkı, aslında sadece toplumsal cinsiyetle ilgili bir mesele değil. Aynı zamanda, bireylerin sosyo-ekonomik durumu ve sosyal sınıfı ile de doğrudan ilişkilidir. Toplumun ekonomik açıdan daha düşük gelirli kesimlerinde, evlilikte edinilen mala ortak olma meselesi çok daha karmaşık olabilir. Evlilik dışı ilişkilerde, ya da serbest mesleklerde çalışan, sigorta ve sosyal güvenceden yoksun olan bireyler için “ortak mal” kavramı daha soyut bir hale gelebilir.
Örneğin, İstanbul’daki çeşitli mahallelerde, aileler geçim sıkıntısı çekerken, evde yapılan işlerin ne kadar değerli olduğu unutulabiliyor. Özellikle kadının, ev işlerine yaptığı katkılar göz ardı ediliyorken, erkeklerin kamusal alanda kazandıkları paralar, eşitlikçi bir şekilde paylaşılmıyor. Bu da, toplumdaki sosyo-ekonomik eşitsizliklerin, evlilikte edinilen mala ortak olma meselesini nasıl şekillendirdiğini gösteriyor.
—
Sonuç: Evlilikte Edinilen Mala Ortak Olma ve Gelecek
Evlilikte edinilen mala ortak olma meselesi, sadece hukuki bir düzenleme değil, toplumsal eşitsizliklerin ve sosyal adaletin bir yansımasıdır. Kadınların, LGBT+ bireylerinin, ve farklı sosyo-ekonomik sınıfların bu durumdan nasıl etkilendiğini düşündüğümüzde, eşitliğin sağlanması için daha çok çalışmamız gerektiğini görebiliyoruz. Evlilik kurumunun, sadece iki kişi arasındaki bir sözleşme olmanın ötesinde, toplumsal cinsiyet normları, güç ilişkileri ve ekonomik eşitsizlikleri derinden etkileyen bir kurum olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Bu mesele, sadece hukuki değil, toplumsal bir dönüşüm gerektiriyor. Eğer gelecekte herkes için eşitlikçi bir toplum inşa etmek istiyorsak, evlilikte edinilen mala ortak olma hakkını herkes için adil bir şekilde düzenlemek, toplumsal cinsiyet rollerinden ve sosyal eşitsizliklerden bağımsız bir şekilde gerçekleşmelidir.